Saylan - www.tekgida.org.tr

Mistik, Sufi, Güncel Konular, Emek Haberleri

http://sendikaci.blogcu.com    adresinde bloguma devam etmekteyim yeni adresimde görüşmek dileği ile

“Öz gıda iş sendikası, sayısal çoğunluğu almayınca çalışma bakanlığının kapısını çaldı”

Çaykur’u da sayısal çoğunluğu almayan Hak İş’e balı öz gıda iş sendikası çalışma bakanlığına siyası baskı uyguladığını iddia eden Tek gıda iş sendikası Rize bölge başkanı Naci Bayraktutan, dün işçilerimizi yalanlarla kandırmaya baskı ve tehditlerle yıldırıp istifaya zorlayan emek düşmanları, sayısal çoğunluğu alamayınca bu kez Çalışma bakanlığına siyasal baskı kurarak hukuk dişi yöntemlerle yetki almaya çalışıyorlar diyerek öz gıda iş sendikasını işçileri aldatmakla suçladı.

Tek gıda iş sendikası bölge başkanı Nacı Bayraktutan Rize bölge başkanlığında şube başkan ve yöneticileriyle bir araya gelerek yaptığı basın açıklamasında şunları söyledi;

“Bütün bölge halkı ve kamuoyu bildiği gibi yaklaşık 12 ay önce bölgemize gelen emek düşmanları 55 yıldır çaykur’da örgütlü bulunan tek gıda iş sendikası üyesi işçilere akıl almadık baskı ve yöntemlerle ahlak dışı saldırılarda bulunarak işçilerimizi kendi sendikalarına üye yapmaya zorlamışlardır. Bütün bu baskı ve tehditler sonrası 10 bin işçi tercihini tek gıda iş sendikasından yana yaparak sendikasına sahip çıkmış emek düşmanlarının yalanlarına taviz vermemiştir.4 bin işçi kardeşimiz de bu baskı ve tehditler sonrası öz gıda iş sendikasına üye olmuştur.

On bin üye ile yetki müracaatı yaptık, bakanlık susuyor

Yaşanan bu gelişilmeler sonrası tek gıda iş sendikası olarak 8 Eylül 2008 tarihinde yaklaşık 10 bin üye ile çalışma bakanlığına yetki müracaatı için başvurduk. Çalışma bakanlığı bu güne kadar işi ağırdan alarak hukuk dişi yöntemlerle sayısal çoğunluğu bulunmayan emek düşmanı öz gıda iş sendikasına yardımcı olamaya çalıştığını görüyoruz.

Bu emek düşmanları çalışma bakanlığına siyasal baskı kurarak sayısal çoğunlukları varmış gibi yetki tespiti almaya çalıştıkları ve kamuoyuna alacakları bu yetki tespitini ile “ yetkili sendika biziz” diyerek yeni bir yalanla işçilerimizi ve bölge halkımızı kandırmaya çalışacaklar.

On bin üye karşısında 4 bin üye nasıl çoğunluk alacak

Bütün bölge halkının ve Kamuoyunun yakından bildiği ve izlediği mücadeleler sonrasında Çaykur’da çalışan 14 bin’e yakın işçinin 9 bin altı yüz doksan beş’inin Tek Gıda İş Sendikasının üyesi olduğu noter kayıtlarınca belgelenmiştir diyen

Bayraktutan; “Anlaşılan o ki; bakanlık bilgi ve belgelere göre yetkisizliği açıkça ortaya çıkmış 14 bin üyenin üçte birini, dahi alamayan Öz Gıda İş lehine karar vermek için hukuk dışı arayışlar içerisine girmiştir. Baskı, zorlama yöntem ve yorumlarla hak etmediği halde çalışma bakanlığı Öz Gıda İş’i yetkili kılma çabası içerisinde olması yasaları açıkça ihlal anlamı taşımaktadır.



Her şey belgeleriyle ortada iken hukuku, kuralları ve belgelerin yansıttığı gerçeği yok sayarak emek düşmanı Öz Gıda İş sendikası lehine yetki tespiti yapılması halinde Tek Gıda İş Sendikası olarak çalışanlarımızın hak ve hukukunu korumak adına yapılacak olan bu haksızlığa şiddetle karşı çıkacağız.

çalışma bakanlığının hukuksuz davranışını tüm dünyaya duyuracak ve bu hukuksuzluğun hesabını yargıda soracağız.Çalışma bakanlığını, eninde sonunda yargıdan geri dönecek ve sadece çalışanlarının haklarını zarara uğratacak bir hukuksuzluğu yönelmemesi hususunda bir kez daha uyarmayı görev sayıyoruz. Çünkü Türkiye her şeye rağmen, onlara rağmen bir hukuk devletidir.

Ve hukukun gereği mutlaka yerine gelecektir. Ancak, bu yapılanlar çalışma bakanlığının itibarini, idarenin tarafsızlığına duyulan güveni yitirecektir diye konuştu.

Bunlar AB politikalarıdır. Amaç çaykuru özelleştirmek

Tek gıda iş sendikası bölge başkanı Nacı Bayraktutan “Hepinizin bildiği gibi siyasal iktidar Avrupa birliği uyum yasaları çerçevesinde AB ulusal programını açıklamış bu programda, Şeker, tütün, Çay başta olmak üzere bu kamu kuruluşlarını acilen özelleştireceği sözünü vermiştir.

12 ay önce bu emek düşmanları bölgemize geldiğinde biz çıkıp yapılmak istenilen şeyin 55 yıldır Çaykur da örgütlü bulunan Tek gıda iş sendikasını yok edip çay kuru bir an evvel özelleştirmek. Bunların buraya geliş amaçları buydu. Bu gerçek ortaya çıkmıştır.

14 bin işçinin yaklaşık 1o binin temsilcisi olan bir sendikayı yasaları hiçe sayarak yetkisiz kılmaya çalışmanın tek sebebi var oda çay kur’da örgütlü bir sendika bırakmamak ve çay kuru bir an evvel özelleştirmek.

Bunun böyle olduğunu yalnızca bizler değil AKP Rize milletvekili Bayram âli Bayramoğlu bir süre önce yaptığı bir açıklamada “AB uyum yasaları gereği yaş çay bölümünü özeleştireceğiz” demişti. Bunlar yetmezmiş gibi şimdi de 4.sürgün yaş çay alımını bu nedenle engellemeye çalışmaktadırlar.

İşçi kardeşlerimizi uyanık olmaya çağırıyoruz. Aylar önce söylediklerimiz şimdi bir bir ortaya çıkmaya başlamıştır. Bunlar yasa tanımaz bir anlayış içerisinde sizlere akıl almadık yalanlar söyleyecekler ve sizleri kandırmaya örgütsüz bırakmaya çalışacaklar demiştik. İşte şimdi bu gerçeklerle karşı karşıya bulunuyoruz.

Bunların yarın öbür gün açıklayacakları hiçbir yalana kanmayın. Mücadelemizi dün olduğu gibi bugün de hep beraber sürdüreceğiz. Bunlar konunun mahkemelere kadar götürülüp işin uzaması için her türlü manevralara başvuracakları gerçeğini zaten biliyorduk. Biz birlik ve dayanışma içerisinde olduğumuz sürece ve Tek gıda iş sendikası var olduğu sürece bunların yalanlarına kanmayacağız. Çaykur un özelleşmesine asla müsaade etmeyeceğiz. Yeter ki bizler birlik ve dayanışmamızı sürdürelim” şeklinde tepki gösterdi.
Kaynak:http://www.karadenizgundem.com

RİZE - Tek Gıda-İş Sendikası Genel Merkez Teşkilatlandırma Sekreteri Recep Ali Çelik, Çay-Kur yönetiminin iş ve işçi sağlığı konusunda yeterli çalışmaları yapmadığını, ödenmeyen maaş ve ikramiyelerle de işçilerin emeğine saygı duymadığını ileri sürdü.

Kurumun, tarihinde ilk kez işçi maaş ve ikramiyeleri ile sendika aidatlarını ödemediği için icra takibine uğradığını anımsatan R. Ali Çelik, “Genel Müdür Ekrem Yüce, Çay-Kur ve çalışanlarının ve aynı zamanda bölge halkının menfaatlarını hiçbir zaman ön planda tutmamıştır. Tek Gıda-İş Sendikası olarak bugüne kadar kurumun geleceği için hep ‘Çay-Kur’ dedik. Bundan sonra işçilerimizin ve bölge halkımızın menfaatlarını ön planda tutacağız. Genel müdür işçilerimizin emeğine saygı duymamaktadır. İşçi arkadaşlarımızın ödenmeyen alacakları için hukuki işlemler başlattık” dedi.

Çay-Kur’a ait yaş çay fabrikalarındaki çalışma ve üretim koşullarının oldukça sağlıksız olduğuna da değinen Çelik; “Bu durumu Çay-Kur yetkililerine iletmiş olmamıza karşın bugüne kadar hiçbir sonuç alamadık. İşçi sağlığı iş güvenliği yönünden beş fabrikayı pilot bölge seçtik. Şikâyetlerimiz sonrası müfettişler gelerek bu fabrikaları denetledi ve eksiklikleri tespit ettiler. Halen, tespit edilen eksikliklerden hiçbiri düzeltilmedi. Bütün fabrikalarda hijyenik ortam sağlanması için, işçi sağlığı ve iş güvenliği yönünden Çay-Kur’u yeniden Çalışma Bakanlığı’na şikâyet edeceğiz” şeklinde konuştu.
Kaynak: Cumhuriyet Gazetesi

“Gün gelecek Allah’a bana yaşattığı bu sıkıntılar için şükredeceğimi biliyorum” demişti bir arkadaşım. Belki de hayatının en zor günlerini yaşıyordu. Zorlukların insana ne kadar büyük...

Aradan iki yıla yakın bir zaman geçince arkadaşımın haklı çıktığını gördük. O günlerin acı görünen olaylarının, kendisine ne kadar büyük kapılar açtığını gördükçe “verdiğin acılar için sana şükürler olsun Allah’ım!” demeye başladı.

Gündüzleri fırsat buldukça bir araya geldiğimiz arkadaşıma o günlerde aşağıdaki hikayeyi yollamıştım.

“Strese girenin imanından şüphe ederim!” başlıklı yazımı anlamayan ve/veya yanlış anlayan arkadaşlar umarım bu sefer beni doğru anlarlar.

 

* * * * * * *

 

Yaşlı kadın, bir antika dükkanından aldığı yüzyıllık fincanı özenle salon vitrinine yerleştirdi. Fincanın biçimi, üzerindeki işlemeler, renkler onun bir sanat eseri olduğunu söylüyordu. Ödediği fiyatı hatırladı; hayır, hiç de pahalıya almamıştı.

Hayranlıkla fincanı seyretmeye devam etti. Derken, birden fincan dile geldi ve kadına şöyle dedi;

“Bana hayranlıkla baktığının farkındayım. Ama bilmelisin ki, ben hep böyle değildim. Yaşadığım sıkıntılar beni bu hale getirdi.

Kadın şimdi hayret içindeydi. Önündeki kahve fincanı konuşuyordu!

Kekeleyerek: “Nasıl? Anlayamadım?” diyebildi yaşlı kadın.

“Demek istiyorum ki, ben bir zamanlar çamurdan ibarettim ve bir sanatkâr geldi. Beni eline aldı, ezdi, dövdü, yoğurdu. Çektiğim sıkıntılara dayanamayıp:

“Yeter! Lütfen dur artık!” diye bağırmak zorunda kaldım.

Ama usta sadece gülümsedi ve; “Daha değil!” diye cevapladı beni.

“Sonra beni alıp bir tahtanın üzerine koydu. Burada döndüm, döndüm, döndüm. Döndükçe başım da döndü. Sonunda yine haykırdım:

“Lütfen beni bu şeyin üzerinden kurtar. Artık dönmek istemiyorum!”

Ama usta bana bakıp gülümsüyordu:

“Henüz değil!”

“Derken beni aldı ve fırına koydu. Kapıyı kapayıp ısıyı arttırdı. Onu şimdi fırının penceresinden görebiliyordum. Fırın gitgide ısınıyordu. Aklımdan şöyle geçiyordu: Beni yakarak öldürecek”

Fırının duvarlarına vurmaya başladım. Bir taraftan da bağırıyordum:

“Usta usta! Lütfen izin ver buradan çıkayım!”

“Pencereden onun yüzünü görebiliyordum. Hala gülümsüyor ve “Daha değil!” diyordu.

“Bir saat kadar sonra, fırını açtı ve beni çıkardı. Şimdi rahat nefes alabiliyordum, fırının yakıcı sıcaklığından kurtulmuştum. Beni masanın üstüne koydu ve biraz boyayla bir fırça getirdi.

“Boyalı fırçayla bana hafif hafif dokunmaya başladı. Fırça her tarafımda geziniyor ve bu arada ben gıdıklanıyordum.

“Lütfen usta! Yapma, gıdıklanıyorum!” dedim. Onun cevabı ise aynıydı: “Henüz değil!”

“Sonra beni nazikçe tutup yine fırına doğru yürümeye başladı. Korkudan ölecektim. “Hayır! Beni yine fırına sokma, lütfeeen!” diye bağırdım.

Fırını açıp beni içeri iteleyip kapağı kapattı. Isıyı bir öncekinin iki katına çıkardı. “Bu sefer beni gerçekten yakıp kavuracak!” diye düşündüm. Pencereden bakıp ona yine yalvardım, ama o yine “Daha değil!” diyordu. Ancak bu defa ustanın yanaklarından bir damla gözyaşının yuvarlandığını gördüm.

“Tam son nefesimi vermek üzere olduğumu düşünüyordum ki, kapak açıldı ve ustanın nazik eli beni çekip dışarı çıkardı. Derin bir nefes aldım, hasret kaldığım serinliğe kavuşmuştum. Beni yüksekçe bir rafa koydu ve usta şöyle dedi:

“Şimdi tam istediğim gibi oldun. Kendine bir bakmak ister misin?”

Ona “Evet” dedim.

Bir ayna getirip önüme koydu. Gördüğüme inanamıyordum. Aynaya tekrar tekrar baktım ve “Bu ben değilim. Ben sadece bir çamur parçasıydım.”

“Evet bu sensin!” dedi usta. Senin acı ve sıkıntı diye gördüğün şeyler sayesinde böyle mükemmel bir fincan haline geldin.

Eğer seni bir çamur parçası iken üzerinde çalışmasaydım, kuruyup gidecektin.

Döner tezgahın üstüne koymasaydım, ufalanıp toz olacaktın.

Sıcak fırına sokmasaydım, çatlayacaktın.

Boyamasaydım, hayatında renk olmayacaktı.

Ama sana asıl güç ve kuvveti veren ikinci fırın oldu.

Şimdi arzu ettiğim her şey var üzerinde.”

 

Ve ben kahve fincanı, şu sözlerin ağzımdan çıktığını hayretle fark ettim:

“Ustam! Sana güvenmediğim için beni affet!

 Bana zarar vereceğini düşündüm.

Beni benden fazla sevip iyilik yapacağını fark edemedim.

Bakışım kısaydı, ama şimdi beni harika bir sanat eseri yaptığını görüyorum.

Benim sıkıntı ve acı diye gördüğüm şeyleri bana verdiğin için teşekkür ederim…

Teşekkür ederim.”        

 

* * * * * *

Usta fincanı, yaratıcı insanı şekillendirir. Yeter ki acı da ki hikmeti görelim.

Kahrın da hoş, lûtfun da hoş demesini bir öğrenebilsek…

Çocuk Sineması !

24.10.2008

Sinif ögretmeni, çocuklarin uykulari üzerine bir arastirma yapiyordu. Rüya görmenin insan ruhunu ne kadar rahatlattigini ve onlar için ne kadar gerekli oldugunu belirttikten sonra:
 
 - Söyleyin bakalim!. dedi. Bu gece ne gördünüz?
 
 Çocuklar, tek tek el kaldirarak rüyalarini anlatmaya basladilar. O haftaki rüyalarin bir çogu, üç gün önce meydana gelen korkunç tren kazasi ile ilgiliydi. Bir de, cinnet geçiren bir emeklinin, karisi ve çocuklarini yol ortasinda biçaklamasi ile...
 
 Ögretmen, arka siralarda oturan bir ögrencinin el kaldirmadigini görünce, ona dogru yaklasip:
 
 - Hayrola arkadas!. dedi. Yoksa sen hiç rüya görmüyor musun?
 
 Küçük çocuk, yanaklari pembelesirken:
 
 - Elbette görüyorum!. diye gülümsedi. Ama benim rüyalarim çok farkli.
 
 - O zaman, gördügünü anlat!. dedi ögretmen. Ayni seyleri görmen gerekmiyor.
 
 Küçük çocuk:
 
 - Ben, dedemle birlikte gittigim balik avini gördüm!. dedi. Köyümüze yakin olan derede idik. Ve koca bir balik tutarak eve götürdük.
 
 Ögretmen, yaptigi çalismayi, bir sonraki dersinde de sürdürdü. O hafta görülen rüyalarin büyük bir çogunlugunda, petrol zengini bir ülkenin bombalanmasi sirasinda ölen yüzlerce çocuk vardi. Diger rüyalar ise, meshur bir sarkicinin ayagindan vurulmasi ve is adamlarindan birinin kaçirilmasi ile ilgiliydi.
 
 Ögretmen, arka siradaki ögrencinin bu sefer de el kaldirmadigini görerek yanina gitti ve ona ne rüya gördügünü sordu.
 
 Küçük çocuk, disaridaki karli daglara bakip:
 
 - Geçen hafta bir çok kuzumuz dogdu, dedi. Rüyamda onlari, dagin yamacindaki pinara götürmüstüm. Bu arada çiçeklerle konusup, gökyüzündeki kuslarla yaristim. Onlar gibi uçuyordum havada.
 
 Ögretmen, arastirmasini biraz derinlestirdiginde, çocugun diger kardeslerinin de ayni türde rüyalar gördügünü ögrendi. Hatta dedesi bile, onlar gibiydi.
 
 Sonunda merak edip:
 
 - Hep bu türden rüyalari görmeniz çok harika! dedi. Sanki birer film gibi her biri. Yoksa bunun için bir formül mü var?
 
 Küçük çocuk:
 
 - Bilmiyorum ögretmenim!. diye gülümsedi. Televizyon alamayacak kadar fakir oldugumuz için, Allah bize bu filmleri gösteriyor olmali.

Polisi gördügünde yavaslamadan önce takometreye bakti. Hiz limitinin 80 oldugu yerde 120 ile gidiyordu ve son dört ay içerisinde dördüncü defa polis tarafindan durduruluyordu. Bir insan nasil bu kadar sanssiz olabilirdi?

Arabasini saga çekti. "Insaallah su anda yanimizdan daha hizli bir araba geçer" diye dusünüyordu.

Polis elinde kalin bir not defteri ile arabadan indi. Birden gelen polisin mahalleden komsulari oldugunu farketti. Iyice arabasinin koltuguna sindi. Bu durum bir cezadan daha kötüydü. Tanidigi bir polis, arkadas olduguna bakmaksizin birini durduruyordu. Hem de hizli gidip, trafik kurallarini ihlal ettigi için.

- Merhaba. Birbirimizi yeniden böyle görmemiz çok ilginç…

- Merhaba.


Polis hiç gülümsemiyordu.

- Evet ne demek istedigini anliyorum. Ayrica trafik kurallarini ihlal ettigini de biliyorum, diye cevapladi memur.

"Eyvah! Bu taktik fazla ise yaramayacak gibi. Taktik degistirmek gerekli" diye düsündü.

- Beni kaç ile giderken yakaladin?

- Yüzyirmi. Lütfen arabana girer misin?

- Ah dostum, bekle bir dakika lütfen. Seni gördügüm anda takometreye baktim. Sadece 65 ile gidiyordum.

- Lütfen arabana gir, diye üsteledi polis memuru.

Cani sIkkin bir sekilde arabasina girdi, kapiyi çarparak kapatti. Memur not defterine bir seyler yazdiktan sonra kapiyi tiklatti. Agirdan alarak arabasinin penceresini açti. Memur bir kagit verdi ve gitti.

"Ceza degil bu" diye kendi kendine söylendi. Bir anda sevinmisti. Bu bir yaziydi ve kagitta sunlar yaziyordu:

"Sevgili Dostum, benim bir kizim vardi. Alti yasindayken çok hizli araba kullanan biri tarafindan öldürüldü. Bu kazadan dolayi, adam cezalandirildi. 3 ay hapis cezasiydi bu. Bu adam hapishaneden çikinca kendi çocuklarina sarilip, öpüp, onlari tekrar koklayabildi. Ama ben… Ben kizimi tekrar koklayabilip, öpebilmek için, cennete gidinceye kadar beklemem gerekiyor. Bin defa adami affetmeye çalistim. Bin kere de basardigimi zannettim. Belki basarmisimdir, ama hâlâ kizimi düsünüyorum. Lütfen benim için dua et ve dikkat et, tek bir oglum kaldi."

Bir süre yerinden kipirdayamadi. Daha sonra kendine gelip, yavas yavas evine gitti. Evine varinca, çocuklarina ve karisina sIkica sarildi.

- Karimi ve çocuklarimi görmek için eve giderken yakaladin beni.- Evet öyle.Memur umursamaz görünüyordu.- Son günlerde eve hep çok geç gittim. Çocuklarim beni uzun süredir hiç görmedi. Ayrica esim bana bu aksam patates ve biftek yiyecegimizi söyledi. Ne demek istedigimi anliyor musun?

Üç boyutlu elektronik kristali uzay ortamından 100 kez daha soğuk ultra düşük sıcaklıkta soğutulan bir cihazın içinde keşfedildi.

Kanadalı bilim insanları, elektronik cihaz üretiminde önemli etkisi olabileceği belirtilen maddenin yeni bir halini keşfetti.

McGill Üniversitesinden araştırmacılar, maddenin yeni halinin, modern transistörlerin üretiminde kullanılanlara çok benzeyen bir materyal olan yarı üç boyutlu bir elektron kristali olduğunu belirtti.

Şimdiye dek yapılan en saf yarı iletken üzerinde çalışırken bu buluşu yapan bilim insanları, kristali, uzay ortamından 100 kez daha soğuk ultra düşük sıcaklıkta soğutulan bir cihazın içinde keşfetti. Materyal daha sonra dünyada şimdiye dek oluşturulan en güçlü devamlı manyetik alana konuldu.

Kanadalı fizikçiler, şaşırtıcı gelişmenin, yarı iletken materyalin içindeki iki boyutlu elektron sisteminin, önceden tahmin edilmeyen bir şekilde yarı üç boyutlu sisteme dönüşmesi olduğuna işaret etti.

McGill Üniversitesinin Ultra Düşük Sıcaklıkta Yoğunlaştırılmış Madde Deney Laboratuvarı Direktörü Guillaume Gervais, buluşla ilgili olarak, "Aslında tam 3 boyutlu olmadı, arasında bir durum oluştu ki bu da tamamen yeni fenomen. Bu teorisyenlerin sevdiği bir durum. Şimdi kafalarını kaşıyor ve modellerine ince ayar yapmaya çalışıyorlar" diye konuştu.

Araştırmacılar, bulgularını Nature Physics dergisinde yayımladı. Amerikalı bilim adamları da, 2004’te maddenin şimdiye dek bilinmeyen yeni bir halini oluşturarak, özellikle süper iletkenler alanında büyük bir gelişmenin yolunu açmıştı. ABD’nin Ulusal Standartlar ve Teknoloji Kurumu ile Colorado Üniversitesinin ortak çalışmasıyla yapılan ve "fermionik yoğunlaştırma" adı verilen yöntemin, elektrik iletimindeki kayıpları azaltacağı belirtilmişti

Milliyet Gazetesi ekonomi yazarı Güngör Uras, global krizle birlikte alt üst olan piyasalar üzerine değerlendirme yaptı. Uras, dolar paritesiyle ilgili analizlerine köşesinde yer verdi.

DOLAR DEVAMLI ÇIKMAZ, ÇIKAR - İNER, BİR YERDE DURUR
Dün dolar fiyatı 1.67 YTL’ye çıktı diyerek çok kişi “Öldük, bittik” havasına girdi. Çok kişi, “Bu gidişle dolar 1.70 YTL’nin üzerine çıkacak” endişesine kapıldı.

Dolar fiyatının kısa sürede 1.20 YTL’lerden 1.60YTL’lere yükselmesi ve de yükselişin, dünyada esen kriz fırtınasının Türkiye’yi nasıl etkileyeceğinin belirsiz olduğu bir ortamda gerçekleşmesi tabii ki “olumsuzdur/endişe vericidir/güven bunalımına yol açmaktadır”. Bazı gerçekleri unutmayalım.

- Biz değil mi idik ki uzun süredir, “Dolar ucuz satılıyor. Doların fiyatı en az 1.50 YTL dolayında, hatta daha da fazla olmalı” diyen.

- Biz, bugünkü yüksek dolar fiyatını ağustos ayındaki dolar fiyatıyla karşılaştırıyoruz.
“Ağustosta dolar 1.18 idi, ekimde 1.23’e satılıyordu. Nasıl oldu da 1.60 YTL’lerin üzerine tırmandı?” diyoruz. Unutuyoruz ki, dolar 2003 yılında 1.70 YTL’den satıldı. 2006 yılında 1.57 YTL’den satıldı. 2007 yılında 1.42 YTL’yi, 2008 yılında 1.67 YTL’’yi gördü.
2003 yılında nisan ayında 1.70 YTL iken mayısta 1.55 YTL’ye, haziranda 1.41 YTL’ye geriledi. 2007 yılında şubat ayında 1.42 YTL iken, yıl sonu 1.16 YTL’ye indi.
Açık anlatımıyla, dolar fiyatı devamlı çıkamaz. Çıkar, iner. Ve de bir yerde durur.

PİYASA SIĞ
Bizde dolar fiyatının inmesinin de çıkmasının da önemli bir nedeni piyasanın sığlığıdır. Alıcı yokken, dolar fiyatı gereğinden fazla iniyor. Satıcı yokken, gereğinden fazla çıkıyor.

Şu günlerde doların fiyatının daha da yükseleceğini tahmin edenler dolar satmadığı, bazıları da “Nasıl olsa daha da çıkacak. Bir an önce dolar alayım” diyerek dolar aldığı için dolar fiyatı tırmanıyor.

Henüz doların daha önce gördüğü en üst fiyat olan 1.70 YTL’yi aşmadık ama, bu hızlı değişim bile ekonomide endişe ve güven bunalımına yol açıyor. Yok mu bunun çaresi? Var... Alınabilecek bazı tedbirler var. Bu tedbirler alınınca “Dolar ucuzlayacak, sorun çözülecek” denilemez ama, bu tedbirler döviz piyasasında istikrar sağlanmasına büyük ölçüde destek verir.

TEDBİRSİZ OLMAZ
(1) Hükümetin daha fazla beklemeden IMF ile anlaşma kararını açıklaması gerekir.

Durup dururken “Biz IMF ile anlaşacağız” demek belki “zaaf/aciz” olarak değerlendirilebilirdi. Ama IMF heyeti Türkiye’de. Fırsat bu fırsat. Bırakalım “ihtiyati stand-by” gibi hikâyeleri. Hükümet “IMF ile yeni bir “Stand-by anlaşması imzalamak için prensip anlaşmasına varmıştır. Çalışmalar başlamıştır. On günde sonuçlandırılacaktır” şeklinde bir açıklama yapsın.

(2) Merkez Bankası’nın döviz satım ihalesini denemesinde yarar vardır.
Merkez Bankası piyasada döviz bol ve de alıcı yokken, döviz alım ihalesiyle her gün yaklaşık 30 milyon doları piyasadan çekiyordu.

Şimdi işler tersine döndü. Satıcı yok. Çok az bir alım, fiyatları tırmandırmaya yetiyor.Merkez Bankası günde 15 milyon dolardan başlayarak, 20-30 milyon dolara kadar döviz satış ihalesi açmayı deneyebilir. Bu satış ihaleleri piyasada istikrara yardımcı olursa sürdürülür

2009 bütçesini TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'na sunan Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, 2009 yılında kamu çalışanlarının alacağı maaşları da açıkladı.

Bütçeye göre memurlara 2009'un ocak ayında yüzde 4. temmuz ayında da yüzde 4.5 zam yapılacağını hatırlatan Unakıtan şöyle konuştu:

"Kamu görevlilerinin maaşlarında Ocak ayında yüzde 4 ve Temmuz ayında yüzde 4.5 oranında olmak üzere yıllık yüzde 8.7 oranında artış sağlanacaktır. Sendika üyesi olan personele 5 TL (YTL) tutarında ödenmekte olan sendika ödeneğinin "toplu görüşme primi' adıyla ödenmesi ve bu tutarın 10 TL'ye çıkarılması sağlanacaktır.

Ayrıca, yılın her bir yarısı için gerçekleşen enflasyon oranının anılan dönemlerde yapılan artış oranını aşması halinde, gerçekleşen enflasyon oranı ile söz konusu artış oranı arasındaki fark, ilk altı ay için Temmuz 2009 ve ikinci altı ay için ise Ocak 2010'dan itibaren geçerli olmak üzere enflasyon farkı olarak kamu görevlilerimizin aylık ve ücretlerine yansıtılacaktır.

Yapılacak artışlar sonucunda; aile yardımı ödeneği dahil en düşük dereceli memurun 2008 yılı Ekim ayında bin 118 TL (YTL) olan net maaşı, 2009 yılı Ocak ayında bin 164 TL'ye ve Temmuz ayında ise bin 215 TL'ye yükselecektir. Böylece 2008 yılında asgari geçim indiriminden kaynaklanan artışlar hariç, en düşük memur maaşında yüzde 23.2 ve ortalama memur maaşında ise yüzde 19 oranında artış sağlanmıştır."

Cep telefonu artık hayatımızın vazgeçilmez bir parçası. Görüşme yapılırken cep telefonuyla yapılan her arama esnasında ekranda beliren ‘aktif aramalar’ yazısı sebebiyle karşıdaki kullanıcıdan bir kontör düştüğü tespit edildi.

Cep telefonu şirketleri de aktif arama sonrasında oluşan kontör kaybını doğruluyor. Cep telefonu kullanıcılarının aradıkları kişinin kontör kaybına uğramaması için ekranda beliren aktif arama yazısını iptal etmesi gerekiyor.
Telefonda sırasıyla ##002# tuşlanarak arama yapıldıktan sonra ekranda ‘Aktarma iptal edildi’ yazısı beliriyor. Bu sayede gelen her aramada ekranda belirenaktif arama yazısı kaldırılıyor.

‘Aktif aramalar’ yazısı iptal edilmediği müddetçe, aranan kişiye ulaşamayanlardan bir kontör düşülüyor. Eğer aranan kişinin telefonu telesekreter ayarlı ise dinlenen bir saniyelik ‘aradığınız kişiye ulaşılamıyor’ mesajı için de bir normal arama karşılığı ücretlendiriliyor. Kullanıcı, eğer iki dakika sonra yine ulaşamazsa 1.5 kontör kaybı daha oluyor.

Telesekreterin ücretsiz zannedilmesi de tüketicileri mağdur ediyor. Telefon şebeke istasyonu yetkilileri bilgi almak isteyen kullanıcılara; telesekreterin kaldırılabileceğini anlatıyor.